ışık en güzel karanlıkta parlar

Nereye gittiğimizi bilmiyoruz. Ne önemi var ki zaten. Yanımda, yanındayım. Gerisi şiir…

Bir arabanın içindeyiz. Gökyüzü yıldız dolu ve onlardan başka hiç ışık yok. Pencereyi açıyor sessizce ve çığlık çığlığa bir aşkı anlatıyor ay ışığına. Elinde bir eşarp, rüzgâra bırakmış yönünü, uçuşuyor karanlıkta. Ben, yanı başımdaki ışığı seyrediyorum, bir kez daha inanıyorum Tanrının varlığına. Dönüp bana gülümsüyor, büyüyor içimdeki mutluluk, dolup taşıyor. Nereye gittiğimizi bilmiyoruz. Ne önemi var ki zaten. Yanımda, yanındayım. Gerisi şiir…

“Arabayı durdur” diyor aniden. Anlamsız gözlerle bakıp arabayı durduruyorum. “Kapat motoru, ışıkları… Tek ışık gökyüzü olsun” diyor. Elimi tutup, beni kendine doğru döndürüyor. “Biliyor musun, en güzel ışık karanlıkta parlar. Bu sana da tuhaf gelmiyor mu?” Saçları değiyor yaşlı kalbime. Titriyor, yeniden nefes alıyorum sanki her defasında. Bir masal daha gerçek oluyor, aşkın tarihçesinde.

Üzerinden kaç yıl geçti hala unutmadım o günü. Unutmadım dudaklarının tadını, kalbinin ışığını. Unutmadım gözlerinin büyülü sesini. Bir insanın kalbine dokunabilir misiniz ruhunuzla? O dokundu bana, değiştim güzelleştim onunla. Birkaç gün önce gördüm onu, kalabalık bir meydanda. Konuştuk, hala çok güzeldi. Bir kızı olmuş. Birazcık kilo almış, saçlarında beyazlar, gözaltlarında ise hafif morluklar vardı. Yine doğru düzgün uyumuyor sanırım. Uyumuyor ve uyanmıyor. Zaten sürekli takılırdım ona, bu uyku meselesi yüzünden. “Memleket gibisin, bir türlü uyanmıyorsun” derdim. Mutlu olduğunu söyledi, sevindim onun adına. Vedalaştık, uzaklaştı benden… Ve ben, bir aşkın bitişini öylece seyrettim. Etraf gündüz, ben ise kapkaranlıktım. Bu defa ışık, karanlıkta parlamıyor, içimde ölüyordu.

Eyüp TORU

 

3.01.2022 22:03:00