Kıyılarında yaşamak hayatı

Kıyısına tutunduğumuz hayat ya da kıyısına sürüldüğümüz hayat çoğu kez içimizden geçen ve içinden geçmek için can attığımız hayat değildir.

Bir hayatın içinden geçeriz, içimizden bir sürü hayat geçer. Ve biz, içimizden geçen hayatlardan birinin kıyısına tutunup tüketiriz ömrümüzü. Çoğaltarak yaşamak yerine tüketerek yaşarız hayatı. Böylece ayıpların, yasakların orta yerinde biz de tükeniriz.

Kıyısına tutunduğumuz hayat ya da kıyısına sürüldüğümüz hayat çoğu kez içimizden geçen ve içinden geçmek için can attığımız hayat değildir. Bu yüzdendir “Neler yaşadım yazsam roman olur” deyişimiz. Ama aslında roman olacak olanlar yaşadıklarımız değil yaşayamadıklarımızdır. Kıyısına tutunduğumuz hayat roman olamayacak kadar sıradan ve sığdır. Oysa içinden geçmek, içinde çoğalarak yaşamak istediğimiz ve yaşayamadığımız hayat yazılsa roman olur. Çünkü vadileri derin, düzlükleri sonsuz ve dağları yücedir o hayatın. Gökyüzü daha geniş ve daha mavidir, yani söylenecek söz gizlidir, resmedilecek anlar vardır o hayatın içinde.

Kıyısından geçtiğimiz hayatlar yine de terk etmez bizi. Bir ömür kıyılarımızda dolaşır, olmadık zamanlarda düşlerimize dalar ve olmadık zamanlarda aklımıza düşerler. İşte bu zamanlar, aklımızı oynatmaya ramak kaldığı zamanlardır. Kıyısına tutunup ömür tükettiğimiz hayatın griliğine inat, kıyısından geçtiğimiz hayatlar renk cümbüşüdür. Bu yüzden aklımızı almakla kalmaz, gözlerimizi kamaştırır ışıltısı ve böyle zamanlarda hiçbir şeyi görmez olur gözlerimiz.

Korkularımızdandır, kimi hayatların içinden geçemeyişimiz ve sıradan bir hayatın kıyısına tutunup oradan oraya sürüklenişimiz. İçimize dert olur bu korkularımız, içimize oturur yaşayamadıklarımız. Ve türkülere, hüzünlü dizelere, ağlatan filmlere sığınmak kalır bize. Bir de “Yazsam roman olur” der dururuz. Oysa kıyısına tutunduğumuz hayat ne yazmaya bırakır bizi ne de yaşamaya başka bir hayatı.

Kıyılarında ömürler tükettiğimiz hayatlardır hüznümüze ve hazin hikâyelerimize sebep. Terk edemediğimiz o kıyıların ıssızlığına terk edilmiştir hayatlarımız. Ve bu yüzden arkadaşım ALPER haklıdır: “Her yalnızlık içinde bir kalabalık taşır.”. Doğrudur; özlenen, düşlenen, düşlerde yaşanan bir kalabalıktır bu. Issızlığımıza uğramaz, ıssızlığımızı şenlendirmez bu kalabalıklar.

Ve biz bir hayatın kıyısında sürgün,  ıssızlığımızda yalnız tüketiriz ömrümüzü. Issız ve ışıksız odalarda bekleriz ölümü…

19.06.2021 13:13:00

307