MECNUN GÖZÜ

ne MEVLANA’nın ŞEMŞİ TEBRİZİ’ye duyduğu sevgiyi anlayabilir bu insan ne de kara kuru LEYLA için kendini çöllere vuran çölün en yakışıklı delikanlısı KAYS’ın MECNUN’a dönüşünü

Acıyacak yerlerimizi keşfe çıkanlar, acılarımızın keyfini sürmek için planlar yapanlar beyhude yorulmasınlar. Bu kadar zahmete değmez. İnsan, bütün acıyacak taraflarını giyinerek gezer zaten ortalıklarda. Aslolan insanın acıyacak yerlerini keşfetmek değil, acıları def etmektir onun hayatından. Zor olan budur; ama bu, aynı zamanda insani olandır. Bir insanı acıtmadan sevebilmek; acıyan taraflarına gönül gözüyle bakıp gönülden sözlerle acılarına merhem olmak varken onu inadına acıtmak ve inadına acılarına dokunmak bir çağ hastalığı. Çağdaş insanın en berbat meziyetlerinden biri bu. Ve bu meziyetiyle övünen, bu meziyetini allayıp pullayıp herkese yutturmaya çalışan insan, insanlığın çok uzağına düşmüş demektir. Ve aslında kendisidir uzağına düştüğü şey, kendisinin bile gurbetine düştüğü bir ömürdür onun tükettiği. Bu yüzden ne MEVLANA’nın ŞEMŞİ TEBRİZİ’ye duyduğu sevgiyi anlayabilir bu insan ne de kara kuru LEYLA için kendini çöllere vuran çölün en yakışıklı delikanlısı KAYS’ın MECNUN’a dönüşünü. Ve böylelerinde MECNUN GÖZÜ’nden eser yoktur. Dünyaya yalnız kendi gözleriyle bakarlar, gördükleri yalnız kendileridir. Yani terk edilmişlik, yani buz kesmiş bakışlar ve hiç göremeyen gözlerdir gördükleri. Bütün hikâyesi, bütün sıcaklığı ve en insan tarafıyla insandır göremedikleri. Acılarına dokunarak keşfe çalışırlar insanı, acıtarak ve acılarının üzerinde dans ederek keyİf alırlar insandan. Ağlamayı çoktan unutmuşlardır; ama ağlatmaya bayılırlar böyleleri. Oysa ağlayabilmektir aslolan; çünkü ağlayabilmek aynı zamanda anlayabilmektir başka bir insanı. Ve en önemlisi de ağlamak, insanın acıyan yerlerini bir ipek yumuşaklığıyla okşayabilmektir. Ve biz olmadık zamanlarda ağlayanlar, Mecnun gözüyle görüp her şeyi Mecnun olduğu bilinmeyenleriz. En çok acıtılanlar ve acıyacak yerlerini gizlemeyi beceremeyenleriz. Bu yüzden bizi acıtanlar bize hiç acımazlar. Can sıkıntısına eğlence, mutsuz anlara renk katmaktır görevimiz. Ve bu borcumuzdur bizi acıtanlara. Borcumuzu ödeyince sıramızı savmış oluruz,artık hikayeden kovulma vaktidir.Acıyan yerlerimizi ve ipekler içinde sarıp sarmaladığımız LEYLA’yı yürek sıcaklığına saklayıp çölü terk etme vaktidir. Belki de bu vakit çoktan gelmiştir de biz görememişizdir. Gözümüz LEYLA’dan başkasını görmez, gönlümüz başka bir hikayede yurt edinemez olmuştur da ondandır hikayeyi terk etmemekteki ısrarımız. İnsanız, acır yüreğimiz, üşür tenimiz. İnsanız acıyacak yerlerimiz apaçık ortadadır ve her biri acıdan süzülmüş sözcüklerle örülmüştür hikayemiz. Ama insanız ve acıları dindirecek bir söz, gönül sıcaklığıyla bakan bir gözdür beklediğimiz

30.10.2021 19:43:00